30 Eylül 2010 Perşembe

Object of Desire!

Moda dünyasının kalbi şimdi de Paris'te atıyor. (Ben hala 5 Ekim'de sergilenecek olan Chanel defilesi için gün saymaktayım!) Dries Van Noten, Rochas, Balmain, Balenciaga, Zac Posen ve Ann Demeulemeester çoktan koleksiyonlarını sergilediler bile. Hızlarına yetişmek mümkün değil!
Balmain'in koleksiyonunu incelerken gözüme takılan bir gömlek var ki bayıldım! Kırmızı siyah kareli rocker tarzını yansıtan gömleğin tahtını sarsacak bir gömlek! 






29 Eylül 2010 Çarşamba

Max vs. Min

New York, Londra ve Milano derken sıra şimdi Paris Moda Haftası'nda. Yalnız Milano Moda Haftası'na dair kendisinden bahsedilmeden geçilmemesi gereken bir koleksiyon var ki o da Jil Sander'a ait.
Tasarımcısı Raf Simons, takım arkadaşlarıyla oturup son hız yükselişte olan 'minimalism' hakkında konuşurken kendisini bunun tersi olan 'maximalism'i düşünürken bulmuş. Bu da haliyle onu haute couture'u düşündürtmüş. Koleksiyonunu da bundan yola çıkarak minimalism'le maximalism'i, kabarık kocaman eteklerle sade ve küçük üstlerle birleştirerek oluşturmuş.




 Rastgele bir görüntü oluşturulmuş kombinasyonlarda. Mor ceketin altına pembe pantolon ve yeşil bir çanta, yeşil kargo ceketle pembe üst ve sarı bol pantolon. Tam bir renk cümbüşü!



 Bir başka dikkat çekilmesi gereken şey de koleksiyondaki 'çantalar'. Çantalar daha çok bizim marketlerdeki alışverişlerimizde kullandığımız plastik torbalara benziyorlar. İçine eşyalarınızı doldurup sonra da ağzını bağlayıp elinize taktığınızı düşünün! Benim çok hoşuma gitti.


Simons bu koleksiyonla şu ana kadar sergilenen tüm koleksiyonlar arasından en farklısı olduğunu gösterdi. Bazı moda editörleri de herhalde böyle düşündüklerinden Jil Sander'ın koleksiyonunun bu sezon sergilenen koleksiyonların arasından en iyisi olduğunu dile getirmişler.


Benim fikrimi sorucak olursanız Simons'ın yarattığı farklılık bence tüm sezona adeta bir 'tazelik', 'yenilik' getirdi. İnsana ilham veren bir koleksiyon. Bakalım takipçileri Simons'ın tasarımlarını günlük hayatlarında nasıl yorumlayacak, bir araya getircekler. Ben koleksiyonun slaytlarına bakarken ilk bunu düşündüm. 2011 baharında sokaklarda birbiriyle zıt parlak renkleri kombinleyip kendine yakıştıran bayanları görmek bence herkesin hoşuna gidecek!


27 Eylül 2010 Pazartesi

!

Stine Goya


Danimarkalı tasarımcı Stine Goya'nın ellerinden çıkmış yün ve kaşmir karışımı, insanı sarıp sarmalayıp soğuktan koruyacak göz alıcı bir kaban. 
Arzu nesnelerinden biri olmaya kesinlikle aday!

The perfect camel coat!


Herkesin bu sonbahar peşinde olduğu 'camel' rengi paltoların arasından şu ana kadar en çok beğendiğim:


25 Eylül 2010 Cumartesi

Reading through necklace

Sadece el yapımı ürünlerin satıldığı Etsy sitesini daha önce hiç duymuş muydunuz bilmiyorum. Bu sitenin içine bir daldınız mı büyük olasılıkla saatlerce çıkamazsınız. İçinde çok güzel parçalara rastlamak mümkün. Onlarca kategorinin altında hepsi birbirinden güzel, kişiye özgü tasarımlar bulunmakta.


 Benim en son rastladığım şey ise okuyucu gözlüğü şeklinde zincirli kolye. Eskitilmiş görünümü kolyeyi çok daha farklı yapmış, çok güzel olmuş.



The ACNE Sofas!

Bayılarak takip ettiğimiz ACNE mobilya işine de el atarak dolabımızdan sonra evimize de hakimiyet kurma amacında. Gül motifli koltuk eminim çoğunuzun gönlünü çalacak.




Chanel in Monet Paintings

Şu anda Milano'da son hız devam eden Moda Haftası'nda tasarımcıların 2011 ilkbahar koleksiyonları sergilenedursun, ben biraz geriye gidip Chanel'in şu anda hala etkisi devam eden  'açık nane yeşili' rengiyle renklendirdiği 2009 sonbahar-kış koleksiyonunu hatırlamak istedim.


Koleksiyondaki boğazı ve bilekleri çevreleyen beyaz fırfırlar, yüksek beyaz yakalar  bana Monet'nin tablolarındaki erkek ve kadın figürlerini anımsatmıştı. Masalsı bir yanı vardı koleksiyonun. 


Yalnız benim aklıma o koleksiyondan kazınan bir başka şey de ('açık nane yeşili'nden sonra) şapkalarıydı. Hasır olarak görmeye alıştığımız tepesi düz 'boater hat'leri Lagerfeld tüvit kumaştan tasarlamıştı. Asil ve elegan duruşlu Chanel kadınını harika bir şekilde tamamlayan şapkalardı.
Gönlümde de hala bunlardan bir tane edinmek var. Hayran olunmayacak gibi değiller. 



22 Eylül 2010 Çarşamba

It's all about Bailey!

Burdan Christopher Bailey'e sesleniyorum. Sen nasıl bir şeysin adam? Elinin dokunduğu her şeyi nasıl bu kadar güzel hale getirebiliyorsun? 
Yine başka bir Londra Moda Haftası, yine Burberry'nin koleksiyonun sergileneceği defile. Mankenler teker teker geçmeye başlar, konuklar tam dikkat izler. Ve yine bir Burberry klasiği, ilk görüşte bir aşk, ilk görüşte bir hayranlık. 

Fazla söze gerek yok. Bir açın koleksiyona bakın  ondan sonra konuşalım. Benim en beğendiğim parça diye bir şey yok! çnkü:
 want 'em all!! 
Not: Deri ceketlerin hepsi mi birbirinden 'ayrı' güzellikte olur?? Ama bir siyah deri trenchcoat var ki..(Bkz. en alttaki resim) İşte o efsane olucak. Demedi demeyin.



 

 

20 Eylül 2010 Pazartesi

So 80's


Güzeller güzeli Abbey Clancy. Fotoğrafçılığı Alasdair McLellan'a ait. Stilistliği ise Katie Grand'e.

Cool!

19 Eylül 2010 Pazar

Twenty8Twelve goes vintage!

New York Moda Haftası tadını damağımızda bırakarak son bulurken Londra Moda Haftası çoktan başladı bile. Şu ana kadar sergilenen koleksiyonlar arasından benim ilk incelediğim Twenty8Twelve oldu. Savannah ve Sienna Miller kardeşlerin tasarladığı koleksiyon insanın içini açıcı cinsten.
 'Rahatlık' ön planda tutulmuş. Kurdela detaylı, renkli ve düz sandaletler, vintage görünümlü jean gömlekler, kabarık kumaş elbiseler, büyük beden kot şortlar koleksiyonun önemli bir kısmını oluşturuyor.
 

 

 Sienna Miller'ın da dile getirdiği gibi koleksiyonda çalışan bir bayan için de, gündelik, rahat kıyafetler giymekten hoşlanan biri için de, festival havasını seven bir kız için de, Londralı bir kız için de parçalar bulunmakta.
Ben en çok kabarık kumaş elbiselere ve de desenli şorta bayıldım.